Küçülmeyi Reddetmek
- sevinc orman
- 2 gün önce
- 3 dakikada okunur
Sekiz ay önce, kendi bedenimi sahiplendiğim bir fotoğrafı paylaştığım için “orospu” denildi. O an, bedenimin bana ait olmadığını değil, başkaları tarafından denetlendiğini fark ettim. Bu deneyim kişisel değildi. Tek bir yere de ait değildi. Türkiye’de, İranlı, Ermeni ve Kürt bir arka planın içinde büyüyen bir beden olarak, denetimin yalnızca yer değiştirdiğini, ortadan kalkmadığını biliyorum.
Kadın bedeni yalnızca denetlenmez, biçimlendirilir. Beden dili, küçülmemizi talep eden bir performansa dönüşür. Küçük yaşlardan itibaren kadınlara ses tonları, bakışları ve ne kadar yer kaplayabilecekleri öğretilir. Dizleri kapalı oturmak, yüksek sesle gülmemek, kendinden emin konuşmamak… Kendinden emin kadın dişlidir, agresiftir; kendinden emin erkek ise karizmatiktir. Güçlü kadın sevilmez, tolere edilir. Beden böylece bir disiplin alanına dönüşür.
Bu denetim yalnızca erkekler tarafından uygulanmaz; kadınlar arasında da yeniden üretilir. Kadınlar, patriyarkanın diliyle birbirlerini denetler, yargılar ve sınırlar. Bir kadının bedenini sahiplenmesi, başka bir kadın tarafından “ayıp”, “fazla”, ya da “tehlikeli” olarak etiketlenebilir. Bu durum bireysel bir yargıdan çok, patriyarkanın kadınları birbirine karşı konumlandırma biçimidir. Kadınlar birbirlerini denetlediğinde patriyarka daha görünmez ve daha güçlü hale gelir. Böylece denetim yalnızca dışarıdan değil, kadınlar arasında da sürdürülür.
En basit haliyle kadınlar sürekli kendilerine dokunur. Çoğu zaman farkında bile olmadan. Saçı düzeltmek, kıyafeti kontrol etmek, eteği çekmek, bacağı kapatmak, bedeni toparlamak… Bu küçük hareketler gündelik ve sıradan görünür, ancak bedenin sürekli gözetim altında olduğunu gösterir. Bedenin yanlış olduğu hissi, zamanla içselleştirilir. Denetim dışarıdan gelir, içeride yerleşir ve alışkanlığa dönüşür.
Bu durum feminist teoride de tartışılmıştır. Sandra Bartky, kadın bedeninin gündelik pratiklerle disipline edildiğini ve kadınların bedenlerini sürekli denetlemeye zorlandığını belirtir. Judith Butler ise bedenin toplumsal normlar içinde performatif olarak şekillendiğini savunur. Bu perspektiften bakıldığında, kadınların beden dili yalnızca bireysel bir alışkanlık değil, toplumsal olarak üretilmiş bir davranış biçimidir.
Bu içselleşmiş denetim, bedenin duruşuna da yansır. Erkek bedenleri kamusal alanda çoğu zaman daha gevşek ve daha yaygındır; rahat durur, alan kaplar, kontrolsüz hareket edebilir. Kadın bedenleri ise daha temkinli ve daha gergindir. Omuzlar kapanır, kollar bedene yaklaşır, hareketler daralır. Bu fark bireysel bir duruş meselesi değil, kamusal alanın kime ait kabul edildiğiyle ilgilidir. Kamusal alan erkeklere ait varsayıldığında kadın bedeni kendini korumaya yönelir.
Bu denetim ayrıca mimiklerde de kendini gösterir. Somurtan erkek ciddidir; somurtan kadın ise kibirli ya da agresif olarak değerlendirilir. Kadınlara gülümsemek öğretilir. Hoş görünmek bir beklenti olmaktan çıkar, bir zorunluluğa dönüşür. Bu zorunluluk, bedenin yalnızca hareketlerini değil, yüz ifadesini de düzenler. Gülümsemek, tehditkâr olmamanın beden diline dönüşür.
Kıyafetler bu düzenlemenin en somut araçlarından biridir. Topuklu ayakkabı hareketi yavaşlatır, dar etek adımı küçültür, dar pantolon bedeni sınırlar, kısa elbise oturuşu kontrol etmeyi gerektirir. Bu sınırlamalar yalnızca estetik tercihler değildir; bedeni yönlendiren araçlara dönüşür. Hareket alanı daraldıkça beden temkinli hale gelir, temkinli hale gelen beden kamusal alanda daha az yer kaplar. Üstelik kadın kıyafetlerinin tarihsel olarak büyük ölçüde erkekler tarafından tasarlanmış olması, bu durumun yalnızca moda değil, doğrudan bir iktidar meselesi olduğunu gösterir. Kadın bedeni böylece giydirilmez; biçimlendirilir.
Bu iktidarın dili büyük kırılmalarla değil, küçük ihlallerle bozulur. Geniş oturmak, sert bakmak, gülümsememek, omuzları açmak, adımları büyütmek, geri çekilmemek… Bu küçük hareketler, bedenin küçülmesine karşı gündelik direnişlerdir. Kadın bedeni küçülmemeye başladığında kamusal alanın sınırları da değişir. Bir kadının yer kaplaması, diğer kadınlar için de alan açar.
Beden dili bu yüzden politiktir. Beden yalnızca bir varoluş alanı değil, aynı zamanda bir direniş alanıdır. Kadın bedeni küçülmeyi reddettiği anda, yalnızca beden değil, yalnızca beden değil, kamusal alanın sınırları da değişmeye başlar.
Kısa Kaynakça:
Judith Buthler, Gender Trouble
Michel Foucault, Discipline and Punish



Yorumlar